Yarasası olan bir Çinliyle yaşadığım aşk bana pahalıya patladı

Yarasası olan bir Çinliyle aşk yaşadım. Dışardan bakıldığında en ufak bir albenisi olmayan bu adama arayışsal bir anımda kandım. Çekici çekik gözlerine vurulup kaldım. Elektrikler koptu aramızda kıvılcımlar patladı. Wuhan’da aylak aylak gezinen turist bedenim bu Taocu bir adama büyülenerek yandı.

Sağ omuzundan ayırmadığı yarasasıyla etrafına güçlü ve gizemli bakışlar atan bu adamı teğet geçmek bana yakışmazdı. Girmeliydim bu adamın hayatına. Almalıydım bu adamı muhakkak hayatıma. Kaçırılmayacak bir fırsattı bu, tadılması gereken bir tat. O Yin olacaktı, ben Yang. Karılacaktık sarı çamurdan, yoğrulacaktık sıkı sıkı.

Adı Chi idi. İçimdeki enerjiyi uyarmak istiyordu, açığa çıkarmak. Benimsediği felsefe gereği vücudumun hangi bölümünde ne tür bir enerji olduğunu biliyor, o enerjiyi damıtmak için sabırsızlandığını söylüyordu. Sağacaktı süt misali emip çıkaracaktı.

Minimalist evinin en minimalist köşesinde bedenlerimizi demlenmeye bıraktık. Olgunlaştıracaktık önce içimdeki enerjiyi, tatlandıracaktık. Korkma acımaz, dedi. “Korkma acıtmayacağım!” “Daha önce bir çok kadını bu şekilde damıttım, hayata küsmüş bir çok kadını hayatla barıştırdım. Sonuçta bu enerji senin enerjin. Onu senden çalmayacak, senin içinden çıkarıp tekrar sana hediye edeceğim.”

Demlenme süresini dolduran bedenimi karşısına oturttu. Damıtıcı olarak kullanacağı dudaklarını dudaklarıma yaklaştırdı. Ne güzel kokuyordu dudaklarım, ne müthiş bir enerjiydi bu. Kenarından başladı sömürmeye, köşesinden. Küçük küçük dokunuyordu ürkütmeden. Minik minik öpüyor, ince ince süzüyordu. Değdirmeyerek dilini, yalnızca dudaklarıyla harikalar yaratıyordu. Kirli bir yüzeyi temizler gibi. Önce dudaklarıyla süpürecek ve sonra diliyle silecekti. Dilinden dilime geçen enerji zerrecikleri bütün vücudumu dezenfekte edecekti.

Ağzının içinde kaybolan ağzım, dilimin üzerinde harikalar yaratan dili. Çenem, burnum, alnım. Yer yer vakum, yer yer baskı. Canlı ve ölgün, durağan ve hareketli. Pütürlü olduğu kadar kaygan, kaygan olduğu kadar pütürlü. Hissediyor musun? Evet hissediyorum. Doğsun mu güneş içine. Doğsun güneş içime.

Biz sevişirken yarasa 🦇 tepemizde uçuşuyor, beden enerjimizi düşünsel enerjiye dönüştürüyordu. Pır pır pır! Fır fır fır!

Sıra, memelerimdeki enerjiyi sağaltmaya geldiğinde dairesel hareketlere başladı. Güneşin doğduğu yöne doğru 3 kere, güneşin battığı yöne doğru 4 kere. Açarak süt kanallarımı ve belirginleştirerek meme başımı. Yeni doğmuş bir bebek gibi emdi içimden taşan hayali suları. Karnım, kasıklarım. Islandım, yumuşadım. O mu aktı benim içime yoksa ben mi taştım Onun içine anlayamadım.

Sürtünmek ya da sürtmek. Taşları birbirine sürterek ateş çıkaranlar gibi cinsel organlarımızı birbirine sürterek ateş çıkarmaya çalıştık. Kasıklarımızı yakan alevler. Karın boşluğumuza dolan lavlar. Giderek gelerek. Terleyerek titreyerek. Hadi Chi! Çıkar artık içimdeki şu enerjiyi. Sok, tut ve çek. Kavra ve çek. Damıt ve çek.

Damıtılmış bedenimi, suyu süzülmüş sünger gibi bir kenara attığımda çok fazla bir şey hatırlamıyordum. Başımın çevresinde dönüp duran bir yarasa, minimalist bir yatak ve içine düştüğüm boşluk. Enerjim içimden çıkarılmış fakat ne hikmetse geri hediye edilmemişti.

Türkiye’ye döndükten sonra Coronavirüs salgını olduğunu öğrendim. Havaalanında muayene edilip karantina altına alındım.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın