Mgtow Safsatası

Şu mgtow safsatasına kanıp kadınlara sırt çeviren ahmaklara ne kadar üzülüyorum bir bilseniz. kahroluyorum be, yemeden içmeden kesiliyorum. bir kaç yıl önce bir tanesini bir vesileyle yola getirmiştim, yavrum bak tuttuğun yol yol değil, bu diyar böyle gezilmez, bu davar böyle güdülmez, demiştim. almıştım karşıma güzelce nasihat etmiştim..

Ay dur anlatayım da biraz ferahlayın.

İşyerinden tanıdığım bu şapşal, kadınların aman ne gereksiz şeyler olduğunu, kadınlara harcayacağı vakti kendine harcamayı daha doğru bulduğunu, belki bu vesileyle insanlık için önemli bir şeyler yapabileceğini falan sayıklayıp duruyordu. kadınlar kötü, kadınlar tu kakaydı.

Öyle acıdım öyle acıdım ki kendisine, allem edip kullem edip bir yerde içmeye ikna ettim. tabi tepkiliydi ilk başta, öfkeliydi. kadınları sevgililiğe layık görmediğini ama sikip atmaktan da geri durmadığını, şu yaşına kadar milyon tane kadın siktiğini falan sallayıp duruyordu. ah yavrum dedim içimden seni kim, hangi vicdansız bu hale getirdi, hangi insafsız beyin hücrelerine bu nefreti enjekte etti. gelseydin basardık bağrımıza, azıcık pohpohlar, yağlar ballar, alırdık gönlünü.

Ama ümitsiz vaka gibi de durmuyordu. sağlam kalmış bir kaç beyin hücresi “sex! sex!” diye alarm veriyordu. aşık olması zor gibi görünse de, iyi bir hekimin kollarında bittabi tedavi edilip hayata kazandırılabilirdi.

Peki, dedim üstelemedim. onu yavaş yavaş tedavi etmek niyetindeydim. dekoltemin dozunu flört ayarında tutuyor, bir gün aşırı ilgilendiysem öbür gün ilgi eksikliği yaratıyordum. bir yakıp bir soğutuyor, bir dokundurup bir baktırıyordum. ve herkesin ilgisini mıknatıs gibi üzerime çekip beni arzulamasını kolaylaştırmış oluyordum.

Bu zavallıcık inandırmış ya kendini hiç bir kadının kendisine bakmayacağına, ben bunu bütün kadınların ona hayran olduğuna inandırıyordum. marilyn monroe yaşasaydı amerikan başkanını bırakır seninle çıkardı, diyordum. mutlu oluyordu. monica belluci seni görse seviştiği bütün adamlara lanet ederdi, diyordum. sırıtıyordu. bir kötürümü ayağa kaldırmak için dilimin döndüğü her yalanı götümden uyduruyordum.

Ve bir sabah emeklerimin karşılığını karşımdaki adamın mimiklerinde gördüm. bayık bayık bakıyordu artık bana. abla demeyi kesmiş (huriye abla derdi) nasılsın huri, şunu şöyle mi yapalım huri, hayhay huri, bay bay huri, diyordu. ve bir akşam nihayet: benimle yemeğe çıkar mısın huri? dedi.

Bilmem ki dedim. bilirsin dedi. az naz yaptım ve akşam süslenip püslenip yemeğe gittim. ve ne göreyim, kadınlar için kılını kıpırdatmayacağını söyleyen o adam gitmiş yerine kör kütük sarhoş bir aşk adamı gelmişti. yemek boyunca kekeledi, iki lafı bir araya getiremedi. bir iki bir şeyler içip cesaretini topladı ve diyeceğini dedi:

“benimle evlenir misin?” (ah yavrum. ben ondan aşk itirafı beklerken o bana direkt evlenme teklif etmişti.)

Ama ben seni kardeşim gibi görüyordum, deyip şaşırmış numarası yaptım. halbuki bu adamın bu teklifi yapmasını ben sağlamıştım. dünyası başına yıkıldı. kahroldu.

İştem ayrıldı sonra. başka bir iş buldu. anasının bulduğu bir kızla evlenip herkes gibileşti.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın