Mutluluğun Masalı

Zamanın birinde,
Karmaşık bir zaman diliminde
Ne ötesinde hayatın ne de berisinde Ölümden köşeyi dönünce
Sevginin az ilerisinde
Nefretin berisinde
Mutsuz kimselerin yaşadığı Mutsuzlar Ülkesi’nde!
Tebessümün tükendiği,
Hüznün ele geçirdiği,
Bunalımın hüküm sürdüğü, Mutluluğun diri diri gömüldüğü Toprak bütününde.
Çare diye çaresizliğe sığınan
Yanlışı doğru diye savunan
Eğriyi doğruyu şaşıran
İnsanların ülkesinde
Mutsuz kimselerin yaşadığı Mutsuzlar Ülkesi’nde.

Niçin mutsuz olmuş ki bu insanlar?
Ya fazla gelmiş mutluluk, kıymeti bilinmemiş.
Ya da o kadar azmış ki hiç kimseye yetmemiş.
Ya öldürmüşler mutluluğu ya da kaçırmışlar,
Ya da gittiyse uzaklara bir gün döner sanmışlar.
Bulabilirlermiş mutsuzluklarına onlarca neden,
Ama cevaplayamazlarmış, acaba nasıl kurtuluruz sorusunu, bu illetten? Yapacakları en iyi şey mutsuzluğa alışmakmış.
Ve aynı anda mutsuzluğa alışmaya başlamış milyonlarca insan.
O kadar alışmışlar ki
Eskiden olduğu kadar dert yanmaz olmuşlar mutsuzluktan
Ben mutsuz,
Sen mutsuz,
Biz mutsuz,
Madem ki herkes mutsuz.
Yaşayacağız o zaman mutsuz mutsuz.

Gel zaman git zaman,
Durmuş, ilerlemez olmuş zaman,
Önceleri tıngır mıngır giderken
Bir de bakmışlar hayata küsmüş akreple yelkovan Dayanamayıp çatlamışlar mutsuzluktan.
Bu böyle olmaz demiş birileri
Bu böyle olmaz!
Ben mutsuz,

Sen mutsuz,
Biz mutsuz,
Herkes mutsuz.
Daha ne kadar yaşayacağız mutsuz mutsuz. Çare yok demiş biri, başı önde umutsuz.

Ve onaylayarak devam etmiş diğeri.
Madem biz bulamadık çareyi,
Yürümüyor diye yolda mı bırakacağız deveyi, Madem hiç birimiz mutlu olamıyoruz.

Varırız Padişah’ın huzuruna.
Var sen bak deriz, bu işin icabına.
Madem ki padişah olmuşsun.
O zaman derdimizin devasını da en iyi sen bulursun.
Atlamış bir kaç mutsuz adam,
Payitaht’a giden ilk uçağa.
Yakalamışlar cihan padişahını helada.
Bre ahmaklar demiş Padişah, hiddetlenmiş.
Anlaşılan padişahınız size fazla yüz vermiş.
Destur almadan huzuruma varmaya kim cüret edermiş. Hemencecik toplamış üstünü başını,
Derhal tahtına geçivermiş.
Bağışla padişahım demiş, mutsuz adamların mutsuz sözcüleri. Üslupsuzluğumuz mutsuzluğumuzdandır.
Bütün ülke mutsuzuz çook çok uzun zamandır.
Çareyi sen bildik geldik kapına,
Bırakma bizi bu halde,
Koyma mutsuzluğun kucağına
Padişah doğruluvermiş tahtında.
Ne deseymiş şimdi mutsuzluktan kıvranan halkına.
Ne yapsa, ah ne yapsa imiş.
Tamam, demiş tamam! Bakarız icabına.
Siz şimdi gidin ve müjdeyi verin halkıma.
Deyin ki bu mesele üç vakte kadar çözülecektir.
Her kim engel olmaya kalkarsa kellesi kesilecektir.
Bir umut kaplamış mutsuz adamların içini.
Ya işte ben size demedim mi?
Padişahımız Haşmetmeabımız halledecektir bu işi Gerçekleşecektir muhakkak mutluluğun dirilişi.
El öpüp ayrılmışlar huzurdan.
Ve dönmüşler geldikleri yoldan.
Bir sonraki uçakla, ulaşmışlar mutsuz halka.
Başlamışlar bire on katarak anlatmaya.
Şu padişah dedikleri muhterem zat var ya!
Bildiğin adammış adam!
Duyunca halkının çok mutsuz olduğunu
Demiş ki ne demek efendim, gerekirse veririm varımı yoğumu. Siz hiç endişelenmeyin efendiler,

Padişahınız ne yapar eder, herkesi mutlu eder. Halkıma deyin ki sakın haa galeyana gelmesinler. Bunca zaman beklemişler.
Biraz da benim için beklesinler.

Hay hay demiş halk!
Madem Haşmetmeapları böyle emreder,
O zaman bize de mutsuz mutsuz beklemek düşer.

Gönderince padişah mutsuz adamları,
Çıkarmış kavuğunu kaşımış başını
Kendisi mutlu mesut otururken tahtında Halkının mutsuz olacağı hiç gelmemiş aklına. Mutsuzluğun ne olduğunu da pek bilmediğinden Yardım istemiş pek akıllı vezirinden.

Çağırmış vezirini, demiş ki ne yapalım? Vezir kaşımış sakalını:
Efendim önce bir bakalım,
Düşünelim, ölçelim, tartalım

Bu mutsuzluk dedikleri, adam değil ki başını vurduralım Kara büyü değil ki büyüyü bozduralım?
Muskası da yoktur ki bulup yaktıralım.
Bence bu bir hastalıktır hemen tabip çağıralım.
Çağırmışlar ülkenin en meşhur tabibini, tabip varmış huzura. Demiş ki Haşmetmeapları’nın benden istediği şey ne ola? Gösterin bana cerahatlı bir yara sarıp sarmalayayım. Ağrıyorsa boğazınız, şurup kaynatayım.

Eğer derdiniz öbür türlüysee hemen macun hazırlayayım. Bre zındık, demiş padişah, sinirlenmiş.
Görmez misin halkım, kara bir hastalığın pençesindedir. Senin gibi bir melun ise işin eğlencesindedir.

Aç kepçe kulaklarını da beni iyi dinle.
Ya bulursun halkımın derdine bir deva
Ya da alırsın soluğu zindanlarımda
Ya bitirirsin halkımın mutsuzluğunu
Ya da kellen kesilince anlarsın öte dünyanın sonsuzluğunu Efendim demiş tabip korka korka

Geçmiş olsun padişahımızın pek muhterem halkına Demek halkınız kara bir hastalığa tutulmuştur
İnanın şu tabip kulunuz duyunca pek müteessir olmuştur. Yanlış duymadıysam hastalığın adı mutsuzluktur

Af buyurun, ama tababet ansiklopedisinde böyle bir hastalık yoktur Dolayısıyla olmayan bir hastalığın da çaresi yoktur
Bre melun demiş padişah
Nasıl dersin ki mutsuzluğun çaresi yoktur

Mutsuzluğun tek bir devası vardır, o da mutluluktur. Nasıl ki yaralarımız için merhem üretirsin

Mutsuzluğumuz için de mutluluk üret, bu dert bitsin Ya padişah yitirmiş aklını
Ya da tabip o gün fazla kaçırmış afyon otunu Efendim siz daha iyisini bilirsiniz ama

Benim bildiğim mutluluk üretilen bir şey değildir Senin bildiğin mutluluk kalmamış ki topraklarımda Halkım uzun zamandır kıvranırken mutsuzluğunda Sen bilmiş bilmiş konuşursun huzurumda.

Kimse mutlu olamıyorsa şu topraklarda
Mutluluk tamamen bitmiş demektir
Ve eğer bitmişse bir şey yeniden üretilecektir.
Hasbinallah çekmiş içinden ülkenin hekimi
Yahu bu padişah yeni mi delirdi
Yoksa doğuştan deli mi?
Mutluluk hiç ilaç gibi üretilir mi?
Macun değil ki yalanıp yutulsun
Merhem değil ki üç öğün sürülsün
Şurup değil ki kaşık kaşık içilsin.
Ne yapılsın?
Ne edilsin?
Nasıl edilirse edilecek
Mutluluk derhal üretilecek.
Yoksa padişah kesip de kellesini tabibin eline verecek
İtiraz etmemiş tabip daha
Madem ki hazretleri böyle buyurmuş
Onun buyruğu olmayacaksa da oldurulurmuş
Müsaade isteyip ayrılmış huzurdan
Bir yardım gelse ne iyi olurmuş Hızır’dan.
Önce bir bakacakmış çare var mı hazırdan.
Koşmuş Şifa dağıtım merkezine
Açıp bakmış tababet ansiklopedisine
Ne yazık ki hiçbir sahifede
Formülü yazmıyormuş mutluluğun.
Yalnızca kitabın en sonunda şu yazıyormuş:
“Eğer bir gün ararsanız formülünü mutluluğun
Onu da bi zahmet kendiniz arayın bulun.”
Anlamış ki tabip iş başa düşmüş.
Sıvamış kolları laboratuvara geçmiş.
Bir tutam ondan koymuş bir tutam şundan.
Ondan, bundan, şundan.
Olmamış bir türlü bulamamış o lanet formülü.
Tek kişi değilmiş ki mutlu etmesi gereken
Koca bir ülkeyi kurtarması gerekiyormuş mutsuzluktan.
Ah nasıl, nasıl yapsam diyerek saçlarını yoluyormuş durmadan. Düşünmek en büyük vazifeymiş, uyku haram
Nefes almak bile lüzumsuz geliyormuş, düşündüğü her an. Mutluluğu üretirse pek büyük bir iş başarmış olacakmış.

Üretemezse de istediği şehirde istediği ağacın gölgesinde mezarı hazırmış.

Padişah çalışmaların nasıl gittiğini sormak için tabibi çağırmış. Demiş ki anlat bakalım neler yaptın?
Tabip nasıl oyalarım diye düşünmüş padişahı,
Demiş ki önce baktım

Oturmuştum kalktım
Döndüm, akıl çemberimin etrafında
Durdum, soluklandım.
Durduğum noktaya büyük bir delik açtım
O delikten fışkıran suyu elimdeki kaseye boşalttım.
O suya kainatın gizemli formüllerini kattım
Suyu içip istihareye yattım…
Kes, kes, kes diye bağırmış padişah.
Bre zındık, sen koskoca padişahla alay mı edersin.
Bulamamışsın besbelli, ne diye beni meşgul edersin
Sana bu son ihtarımdır.
Ya halkımı mutlu edersin
Ya da beni kalemini kırmaya mecbur edersin.
Yutkunup titremeye başlamış tabip
Efendim, mutluluğun formülünü bulmaya çok az bir zaman kalmıştır. Verdikleri mühlet dolunca
Mutluluk, Haşmetmeapları’na sunulacaktır,
Demiş ve kaçarcasına huzurdan ayrılmış.

Verdiği süre dolunca Padişah’ın
Tabip tekrardan çağrılmış huzura
Ve bu defa içi görünen cam bir kavanozla gelmiş saraya Elindeki kavanozu taşıyarak dikkatlice
Götürüp bırakmış padişahın ayak dibine.
Buyrun padişahım, mutluluk artık ayaklarınızın altındadır. Padişah’ın hiddeti taşmış yüzüne.
Sen kiminle alay edersin bre melun.
Bu kavanozun içi boştuır.
Efendim demiş tabip, en yumuşak sesiyle.
Sanmayın ki bu kavanozun içi boştur.
İçine mutluluğun ta kendisi konmuştur
Mutluluk ne haptır ne de merhem
Ne şerbettir ne de macun
Mutluluk kokudur yüce padişahım.
Koydum onu bu kavanozun içine
Pek mutlu olacaksınız onu içinize çekince
Padişah demiş ki mutsuz olan ben değilim, halkımdır

Bunu koklamak evvela onların hakkıdır.
Çağırmış vezirini
Demiş ki getirin bana ülkemin en mutsuz üç kişisini
Koşup taramışlar mutsuzlar ülkesini
Ve bulmuşlar ülkenin en mutsuz üç kişisini
Çek demişler birinci adama!
Adam demiş ki ne var ki çekeyim ortada.
Sen çek demişler ikinci adama!
Adam demiş ki bu kavanozun içi boştur bea!
Farz edin ki boş değildir demiş vezir, üçüncü adama.
Adam demiş ki, herşeyin farzı da mümkün değildir ama.
Adamlar bakmış ki olmayacak
Sormuşlar Padişaha
Af buyurun Yüce Padişahım, bu kavanozun içinde ne var ola?
Ne olacak demiş Padişah,
Şu tabip müsveddesi ürettim diyor mutluluğu
Çekin bakalım içinize yanlış mı diyor doğru mu
Tabip tir tir titremiş huzurda
Bir padişaha bakmış bir de adamlara
Mutluluğun formülünü arayacağına görünmezlik iksirini bulup ortadan kaybolsaymış ya Adamlar konuşmuşlar aralarında
Ucunda ölüm yok ya yapalım ne olacak
Madem ki emir padişahın emridir
Vezir kardeş, sana zahmet, babana rahmet şu kavanozu getir.
Ortadaki adam almış kavanozu eline
Çekmiş içinden deriiin bir Hasbinallah!
Tövbeee tövbe Estağfirullah!
Koskoca padişah delirmedi ya inşallah!
Belki de cinler musallat oldu başına
Kış kış cinler kış kış,
Yallah cinler yallah!
Allah, Allah, Allah!
Kavanozun kapağını açıp
Dayamış hokka burnunu
Çekmiş derin bir nefes
Bakmış ki kendisine bakıyormuş herkes
Gıdıklanır gibi olmuş, bir kahkaha patlatmış
Neye niye güldüğünü açıklayamadan
Dakikalarca gülmüş hiç durmadan.
Ortadaki adamın kahkahasını seyreden diğer iki adam
Çekinerek eğilmişler kavanoza
Çekmişler, çekmişler ve ortadaki adam gibi gülmeye başlamışlar
Adamların kahkahasını mutluluğun işareti sayan Padişah:
Haber salın dört bir yana, deva bulunmuştur mutsuzluktan bağrı yanana
Aferin deyip sırtını sıvazladıktan sonra tabibin,
İşte bundan sonra başlıyor asıl işin,
Git ve mutluluk üret bakalım halkımın geri kalanı için

Tabip tutuşup yanmaya başlamış için için
Neticesi olacak acaba bu tuhaf gidişin
Çalmış davullar, zurnalar
Duyduk duymayın demeyin, padişahımızdan haber var Bundan böyle mutsuzluk diye bir derdiniz yoktur
Ülkenin tabibi mutluluğun formülünü sizler için bulmuştur Pek yakın bir zamandaaa

Kavuşacaksınız mutluluğaaa!

Tabibin ürettiği mutluluklar kavanozlarla, dağıtılmış ülkenin dört bir yanına Herkes mutlu olmaya başlamış mutluluk kavanozlarıyla.
Kimisi dua etmiş tabibe, tuttuğu altın olsun diyerekten
Kimisi de sitem etmiş, anasına söverekten

Madem bulunabiliyordu formülü şu meretin Söylesene tabip, sen daha önce nerelerdeydin Padişah pek memnunmuş bu durumdan Halkına verdiği sözü tutmuş olmuş

Mutlu etmiş herkesi suya sabuna dokunmadan.
Bir tek tabip varmış ülke sınırları içinde mutluluk kavanozuyla mutlu olamayan Terzi kendi söküğünü dikemezmiş deyip kestirip atmışlar
Tabibin mutsuzluğunu pek umursamamışlar.

Halk merak etmiş sonra
Bu çektiğimiz kokunun hikmeti ne ola?
Ve Padişahın da merakına ilişmiş bu soru!
Emir vermiş tabibe
Açıkla bakalım demiş, halkımın önünde
Neymiş mutluluğu formülü biz de öğrenelim.
Sen ölüp gidersen nasıl mutlu olunur bilelim.
Yutkunmuş tabip,
Ne olursunuz istemeyin bunu benden
Size mutluluğun formülünü veremem ben
Vereceksin, demiş Padişah, buna mecbursun
Hem nasıl olur da benim buyruğuma karşı durursun
Derhal çıkarın şu tabibi halkımın önüne
Değinsin bakalım bulduğu mutluluğun gizemli formülüne
Vermişler mikrofonu tabibin titreyen eline
Çıkmış tabip, merakla toplanan halkın önüne
Biliyorum siz şimdi mutluluğun formülünü merak etmektesiniz
Ben açıklamaktan yana değildim ama madem istiyorsunuz, siz bilirsiniz. Mutluluğun formülünü bulmam emredilince
Ben de afalladım herkes gibi önce
Çok çalıştım mutluluğun formülü gerçekten vardır diye
Gecemi gündüzüme kattım gündüzümü geceme
Çalıştım çabaladım, ama bir formül bulamadım

Padişahımızın verdiği mühlet dolunca da
Koca bir kavanozu kucaklayıp sarayın kapısına vardım.
Hala soruyorsunuz değil mi kavanozun içinde ne vardı diye
Af buyurun ama osurmuştum ben o kavanozun içine
Doğrusu pek şaşırdım osuruğumun sizleri mutlu edişine
Bilmek istiyordunuz ya formülünü mutluluğun
Alın size bir formül!
Mutluluk eşittir benim osuruğum!
Niçin yüzünüzü buruşturdunuz?
Siz baya baya benim osuruğumla mutlu oldunuz.
Bu işin hikmeti o kavanozlarda değildir muhakkak.**
Yoksa siz istemeseydiniz nasıl mutlu olurdunuz.
Hepinizi tebrik ederim!
Varsa bir formülü mutluluğun, onu da kendiniz buldunuz.
Eğer istemeseydiniz nasıl mutlu olurdunuz.
Kavanozu bahane edip mutlu olmak istediğiniz için mutlu oldunuz. Hepinizi tebrik ederim, mutluluğun formülünü kendiniz buldunuz.

Tabibi dinleyen padişah, köpürüvermiş.
Bu tabip kimmiş ki padişahı kandırmaya cüret edermiş. Mutluluğun formülü güya herkesin içindeymiş
Halkının önünde rezil olan padişah, sinir küpüne dönüvermiş. Şu densize bakın hele, mutluluğun formülünü bulacağına Utanmadan alay ediyor geçip bir de karşıma.
Yakalayın şu sahtekarı da getirin kellesini bana.
Sonra dönerek halkına:
Yok bundan sonra size mutluluk!
Artık mutsuzuz biz diye yok yere hayıflanmayın.
Bu dünyayı eğlence yeri sanmayın.
Mutluluk içinizde diyor ya bu sahtekar,
Sakın buna aldanmayın
İtaat edin bana itaat
Ben mutluyum ya sonuçta
Benim mutluluğumla avunun fazla soru sormayın.
Hadi bakalım öyle öküzün trene baktığı gibi bakmayın
Dağılın bir an önce
Sakın isyana kalkmayın.

Kavanozlar toplatılıp parçalanmış.
Bir süreliğine mutlu olan insanlar padişahın emriyle tekrar mutsuz olmaya başlamış.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın