Polis Peşimde

Geldiler şimdi kapıdalar. Tutuklayacaklarmış beni, alıp götüreceklermiş. Suçumu da söylemediler, savcıdan aldıkları talimatı da göstermediler. Hazırlan dediler sadece, gidiyoruz. Bilgisayarımı, tabletimi, telefonumu bir çok şeyimi aldılar, beni dış dünyadan bağlantısız bırakıp beklemeye başladılar.

İstemiyordum tutuklanmak. Bilmediğim bir suçtan ötürü hürriyetimden olmak istemiyordum. Kaçıp kurtulmalı ve beni bulamayacakları bir yere saklanmalıydım.

Fakat elimde işe yarar bir materyal yoktu. Ne birilerini arayacak bir telefon ne de camı kırabileceğim sert bir cisim. Beyzbol sopamı dahi almışlardı. Bıraka bıraka makyaj masamda kırmızı rujumu bırakmışlardı. Ne yapıp etmeli, kırmızı rujumla bir kurtulma operasyonu gerçekleştirmeliydim.

Alelacele soyundum ve kırmızı rujumu sürdüm. Paltomun altına gizlenip salonumu incelemekte olan komiser yardımcısına “şey! bakabilir misiniz?” diye seslendim. Hazırlanmadın mı sen hala, diyerek kükredi, kükreye kükreye odama girdi. Kapıyı kapattım. Gözlerinin içine baktım. Hızlı, çok hızlı olmalı ve bu keskin bakışlı adamı beni tutuklamaktan vazcayırmalıydım.

Sevgili Eros duymuş olmalıydı ki çaresizliğini, aramızda bir etkileşim gerçekleşti. O kaslı, geniş omuzlu adamın bakışları kırmızı dudaklarıma kilitlendi ve çeneme ve ondan sonra da boynuma. Alnından bir okla, erosun okuyla vurulmuş gibiydi. Uzattı elini ve paltomun altında kalan gizemi araladı. Daha ilk bakışta gözlerini kamaştıran diri çıplaklığıma hayran kaldı. Tenim beyaz memelerim harikaydı.

Sorgulayamadı bile. Kasıklarında zonklayan çiftleşme isteğini savuşturamadı. Saçlarımdan tutup kırmızı dudaklarımı ağzının içine aldı. Emdi, emdi. Düşürdü paltomu omuzlarımdan aşağı ve kalçalarımı avuçladı. Sıktı, öpüştük, sıktı, öpüştük.

Benim bedenimden Onun bedenine, Onun bedeninden benim bedenime akan o şey. O çıldırmışlık, çığırdan çıkmışlık hali. Kapı önünde bekleşen polisler ve takılmayı bekleyen bir kelepçe. Ya yanacaktım ya da kurtulacak.

Olanca çıplaklığımla kucakladı, tablonun kenarında duvara dayadı. Bataklıkta batmak üzereyken uzatılan çubuğa tutunur gibi tutundum cinsel uzvuna. Çek beni diye fısıldadım, kurtar beni. Bir çekti bir bıraktı. Bir çekti bir bıraktı. Çok sert ve çok sıcaktı. Dans etti sanki içimde, klitorisimle tango yaptı. Öyle güzel ve öyle vahşiydi ki hislerimiz, hücrelerimiz topluca çığlık attı.

Dudaklarımız kırmızıydı, tenlerimiz kırmızı. Kırmızı ruj lekeleriyle bezenmişti her yanımız, dimağımız kırmızı. Kırmızı kırmızı aktık. Kırmızı kırmızı baktık. Bırakmam seni, dedi, tutuklamam, tutuklatmam. Suçum neydi ki neden tutuklamaya geldiniz beni diye sordum. Aşkın katiliymişsin sen, dedi, katletmişsin aşkı, suçun bu.

Açtı pencereyi ve ellerimden sıkıca tutup aşağı sarkıttı. Git, dedi, koş hadi kaç. Gittim. Ardıma bakmadan koştum, gözden kayboldum. Ve giderken de zannedersem aşkı bir kere daha katletmiş oldum.

1 yorum

Bir Cevap Yazın