Hızlı ve Tutkulu

Şoförün ne güne duruyor demişti arkadaşım. Madem canın yakışıklı bir erkekle sevişmek istiyor, yatağa atacağın adam arabanın içinde direksiyon sallıyor. Tak kancayı çek balinayı. Kullanır atar yoluna bakarsın. Sana fit adamlar layık göbekli para babaları değil. İlk başta olur mu öyle şey diyerek karşı çıkmıştım ama sonra duyunca şoförümün marifetlerini neden olmasın diye düşünmeye başlamıştım.

Proteinini eksik etmeyen kaslı şoförüm ne canlar yakmış da haberim olmamış. Yardımcılarımdan ve eve gelen arkadaşlarımdan birkaçını fazlasıyla memnun etmiş. Klüpten bazı kadınlar şoförüme durup durup ilanı aşk eder ve hatta bazıları kapısından yatar imiş.

Meğer arabam bir seks tanrısına emanetmiş! Acaba nasıl yapardım da bu tanrıyı yatağıma atardım? Bacaklarımı açıp kucağına atlayamaz ya da gazozuna ilaç atamazdım. Ya açıkça bir teklifte bulunacaktım ya da işveyle cilveyle işin içine heyecan katacaktım.

Akşam trafikte sağ şeritte ilerlerken gaza basa diye bağırdım. Hızlanarak sol şeride geçti. Hayır bu yetmez daha da bas dedim. Makas atarak arabaları geçti. Bassana artık şu gaza ne duruyorsun diye söylendim. Otobana sapıp gazı kökledi. Hızlandı, hızlandı. Öyle ki sürtünmenin etkisiyle asfalt yanmaya başladı.

Otobandan çıkıp yan yola ve oradan da ormana saptık, fazla ilerleyemeden kocaman bir ağaca tosladık. Çıldırdın mı sen diye bağırdı. Bakıştık. Sakinleşti ve öpüşmeye başladık. Tutkuyla yapıştırdık dudaklarımızı, koparırcasına vakumladık. Yağmur ve hemen ardından da radyoda bir aşk şarkısı başladı. Ceketini çıkardım, gömleğinin düğmelerini kopardım. Göğsümü tuttu, boynumu yaladı. Sardı beni kollarıyla, kucağına aldı.

Arabadaki o sıkışık hal, alnımızda ve şakaklarımızda pıtırdayan ter damlaları. Nefes alışverişlerimiz ve camı yumruklayan yağmur damlaları. Arzulamak ve arzulanmak. Sık bırak. Sık bırak. Geçir tırnaklarını ve bağır. Yağmur. Çamur. Şehvet.

O ne kadar içimde kaldı ya da ben Onu ne kadar içimde tuttum? Hangi ormanda, hangi mevsimin yağmurundaydık? Kim söylüyordu bu şarkıyı? Hangi cennetten kovulup hangi cennete sığınacaktık?

Kendimize geldiğimizde birileri camı tıklatıyordu: “iyi misiniz?”

İyiydik ve hatta mükemmeldik.

1 yorum

Bir Cevap Yazın