“Sevişmezse ölecek!” dedi doktor.

Ya sevişecek ya da sevişecek, dedi doktor. Ölecekmiş sevişmezse. Derdinin devası imiş sevişmek. Değişik bir hastalıkmış bu, trilyonda bir görülürmüş. Hastanın yaşam hücrelerinin yenilenebilmesi için sevişmesi gerekirmiş. Saf yaşam hücreli birinden kendi bedenine yaşam hücresi akıtmalı imiş. Ve kabile liderlerinde olurmuş bu hücreler, savaşçı ve sarsılmaz bireylerde.

Genç kadının o an için tek bildiği şey sevişmezse öleceğiydi. Kiminle sevişirse yaşayacağıyla ilgili bir fikri yoktu. Çünkü ne bir kabile liderini tanıyordu ne de bir kabile ismi bilmiyordu. Sıradan bir kimse olsaydı eğer derdinin devası, çok rahat bulabilirdi. Öğretmen, polis, esnaf, doktor, savcı, mimar, mühendis. Vardı tanıdıkları, yardım da ederlerdi. Ama bir kabile liderini bulmak maalesef kolay değildi.

Yaşamak için fellik fellik kabile lideri arayacağına sakin sakin oturur ölümünü beklerdi. Ve kabile lideri bulamayacak olması sevişemeyeceği anlamına da gelmezdi. Sevişebildiği kadar adamla sevişir ve sonra da ölüp giderdi.

İlk seviştiği adam bir bankacıydı; paranın, şiddeti sakinleştirici ve de arttırıcı etkileri üzerine konuşmuşlardı. İkinci seviştiği adamsa bir otopark görevlisi; kaç metrekarelik alana kaç araç sığdırılabilir gibi bir sohbetleri olmuştu. Böyle böyle sırayla bir asker, bir şoför, bir komser ve bir sağlık görevlisiyle sevişmişti. Sıradan insanlardı hepsi de, hiçbiri saf kanlı bir kabile reisi değildi.

Ölümü bekleyen insanlar ne yaparsa onu yapıyordu bu süreçte, sevdiği yemekleri yiyor, sevdiği mekanlarda sevdiği müzikleri dinleyerek vakit geçiriyordu. Ve gittiği o son barda Wyclef Jean çalıyordu, 911…

“Madem ki öleceğiz neden daha fazla yakınlaşmıyoruz ölüme? Neden kaçıyoruz ölümden yakalanacağımızı bile bile?” diye sordu barda yaklaştığı adama. Çünkü dedi adam, “cehenneme gitmekten korkuyoruz!” Ve bir kadeh şarap sipariş etti genç kadına. Ölümden konuştular. Ve hayattan.

Adama göre yaşam cevabını tanrıların bildiği bir soru iken kadına göre yaşam başlangıç ve bitiş noktası olan bir çizgiydi. Bitirir misin çizgimi diye sordu adama. “Ölmek istiyorum bu gece.”

Tamam, dedi adam. “Ama önce sevişelim!”

Şarap şişelerini alıp adamın evine geçtiler. Duvarlarda bir sürü mitolojik figür ve yerde bir sürü kitap vardı. Ve bu defa plakta “to build a home” çalacaktı.

Şarap kokulu ağızlarını iştahla yakınlaştırdılar. Köpekler gibi koklayarak nefeslerini öpüşmeye başladılar. Çizgileri bitirmek için silgiye ihtiyaç duyduğunu söyledi adam ve yaşamın cevabını bilen tanrıların adını istedi kadın adamdan. Devam ettiler öpüşmeye. Yanarak ve yakarak. Akıtarak tutkunun ateşini dilden dile.

Adam kadının bluzunu çıkardı, kadın adamın tişörtünü. Adam kadının memelerini öptü, kadın adamın ensesini. Her sevişme bir ölümdür aslında, dedi adam ve aynı zamanda yaşamdır.
Savaşır bedenler aslında sevişirken. Ve birileri muhakkak ölerek ayrılır o sevişmeden. Ya hücreler ölür ya ruhlar ya da hikayeler.

Ve birleştiler. Kadın adamı içine çekti. Adam kadının içine yaşam hücrelerini enjekte etti.

Sabah kahvaltıda sordu kadın “Adın neydi ki senin?”

-Adım Jojo dedi adam.
-Jojo mu?
-Evet Jojo! Ölümsüz bir kabile liderinin ismi.

Güldü kadın. Pencereden baktı ve çayını yudumladı…

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın