Bizimkisi Bir Aşk Hikayesi

“Başkalarınınki bir aşk hikayesi olabilir ama bizimkisi bir seks hikayesi,” demişti realistik sevgilim. hedefimiz seks ise aşkı kutsallaştırmamızın bir manası yoktu ona göre. mitolojiye bel bağlamış medeniyetlerin, tanrıları yüceltmesi gibi yüceltmemiz gerekmiyordu aşkı. inanmamız gerekmiyordu aşka. aşk bir inanç çukuruydu, aşka inanan insanlar inançları ölçüsünde o çukurda boğuluyordu. net olmalıydık. hedeflerimize kılıflar uydurmak, biyolojik gerçeklerimizden kaçıp kutsal yalanlara sığınmak aptalcaydı.

Peki beni öpüşlerinin, diye sormuştum, o sıcak dokunuşlarının, okşayışlarının, özleyişlerinin, merak edişlerinin, her daim yanımda oluşlarının, benim için dünyayı karşına alışlarının, peki ya bütün bunların, yani hiçbirinin aşkla ilgisi yok muydu? aşka ait değil miydi bunlar? hepsi seks için miydi bunların? sırf benimle sevişebilmek için mi dolu dolu baktın gözlerime, gözlerimde kayboldun? bana sarılmadığın gecelerde kabuslar gördün, uykusuzluk çektin? neden hastalandığımda başımda bekledin, ateşimi ölçtün, üzerimi örttün?

Madem aşk gerçek değil, söyler misin o zaman “gerçek” ne? hayattaki tek gerçeğimiz hayvanlığımız mı, hayvansı güdülerimiz mi? hayvanlığımızla mı varız dünyada, düşünerek yarattığımız bu sosyal hayatı hayvanlığımıza mı borçluyuz? ne oldu ya, neden bakamıyorsun gözlerime? hadi baksana, bak lütfen en hayvansı halinle. sen aşık olmayı zayıflık olarak görüyorsun ama sana güç katan seni ayakta tutan şey hayvanlığın değil, aşkın.

Sustu. söylemedi bir şey daha. Önce bakışlarını sonra düşüncelerini kaçırdı.

Uğrumda dağları delebilecek bir adamken “hayır ben Ferhat değilim” diyerek kendisiyle çelişen sevgilim, varsın aşka inanmasındı. Sonuçta önemli olan bana ne söylediği değil, nasıl hissettirdiği ve neler yaşattığıydı.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın