Haksızlık mı ediyorum acaba erkeklere?

Doğaya başkaldıran eril hayvanlar, senin önünde diz çöküyor daha ne istiyorsun, demişti bir arkadaşım. Binlerce yıldır doğayla ve birbirleriyle savaş halinde olan erkekler kendilerini kadınlara teslim etmiş durumda. Aşk kavramının ortaya çıkışı, kadınların her daim el üstünde tutuluşu, değişen düzelen toplumsal algoritmalar, abartılan haklar… bütün bunların hepsi erkeğin aşama aşama mağlubiyetinin bir göstergesi. Kendi doğasına tecavüz ediyor erkek, kendi doğasını baltalıyor. Kim için, ne için? Bir de bu açıdan bak, belki o zaman daha az nefret edersin erkeklerden.

Ben tabi onun gibi düşünemiyordum. Erkeklerin evrimsel anlamda mecburi bir başkalaşım geçirdiğini kabul ediyor, fakat bunun kadın için olduğuna kendimi inandıramıyordum. Erkeğin avantajlı hayatı yine aynı paralellikte devam ediyordu bana göre. Düzelen bir şey yoktu.

O zaman niye yeni sevgililer ediniyorsun kendine, dedi. Neden vazgeçemiyorsun erkeklerden. Bırak. Muhatap olma hiç biriyle. Madem bu kadar hınç dolusun erilliğe, madem mecbur değilsin erkeklere. Onlarsız bir hayat kur kendine.

Hayır bu hınç değil, dedim, bunun adı olsa olsa incinmek olur. İncindim anlıyor musun, kırıldım, özür bekledim, anlamaya çalıştım, anlaşılmayı bekledim. Bir çaba içerisinde oldum hep, her daim beni yoran stres.

Onlar da yıpranıyorlar, dedi, daha büyük sorumluluklar alıyorlar, onların da gururu var, onlar da inciniyorlar. Öcü değil onlar, canavar hiç değiller. Paylaşmayı öğren artık. Bir erkeği sevmenin aslında o kadar da zor olmadığını anla lütfen. Kavra.

Bana bir başlangıç noktası göster o zaman dedim. Nereden başlayayım?

Çok basit dedi, güvenmekle başlayabilirsin. Kendini bir erkeğin kollarına gerçek anlamda bırakmayı öğrenerek. Ve onların da sana güvenmesini sağlayarak.

Öyle mi diyorsun dedim. Öyle diyorum dedi.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın